Çin’in ABD ve İsrail’in İran’a Karşı Yürüttüğü Savaşta Stratejik Kazanımları
Çin, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü çatışmalar sırasında nasıl stratejik avantajlar elde ediyor? 23 Nisan 2026 tarihli açıklamalara göre, Çin Halk Cumhuriyeti yetkilileri Orta Doğu’daki durumun ‘kritik bir aşamadan geçtiğini’ belirtti. Bu açıklama, ateşkesin uzatıldığına dair haberlerin ardından geldi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, düzenlediği basın toplantısında, “Bölgedeki mevcut durum, savaş ile barış arasında hassas bir eşikte bulunuyor. Çatışmaların yeniden başlamasını önlemek adına tüm çabaların gösterilmesi en yüksek öncelik olmaya devam ediyor” dedi. Guo, ateşkesin uzatılması konusunda doğrudan yorum yapmaktan kaçınırken, Pekin’in süreçte ‘yapıcı bir rol’ oynamayı sürdüreceğini vurguladı.
ÇİN’İN STRATEJİK POLİTİKASI Uzmanlar, Çin’in ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta dikkat çekici bir şekilde düşük profilli bir strateji izlediğini ve bu sayede ekonomik ve diplomatik çıkarlarını koruduğunu savunuyor. Çin, tüm taraflarla ilişkilerini sürdürüyor ve ‘istikrar sağlayan güç’ imajı oluşturarak savaş sonrası döneme hazırlanmaya çalışıyor. El Cezire’de yayımlanan bir analiz, Çin’in sahada ani hamleler yapmak yerine ‘bekle-gör’ stratejisiyle hareket ettiğini ve gelişen fırsatları değerlendirerek konum aldığını öne sürüyor.
ÇİN’İN GÜÇLÜ YANLARI Çin’in en büyük avantajlarından biri, çatışmadaki tüm aktörlerle eş zamanlı ilişkiler yürütebilmesidir. İran, Çin’in en büyük ticaret ortağı konumundadır ve bu ülkenin petrolünün büyük bir kısmını satın almaktadır. 2021 yılında Tahran ile 25 yıllık geniş kapsamlı bir stratejik anlaşma imzalamış, aynı zamanda Körfez ülkeleriyle son 10 yılda ilişkilerini güçlendirmiştir. Ayrıca, ABD ve İsrail ile de güçlü ticari bağlarını sürdürmektedir. Zhejiang Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi’nden Ma Xiaolin, “Çin, ABD, İsrail, İran ve Körfez ülkeleriyle aynı anda iyi ilişkiler kurabilen nadir aktörlerden biri” ifadesini kullanıyor.
SAVAŞ SONRASI STRATEJİ Uzmanlar, Çin’in bölgedeki temel motivasyonunun jeopolitikten çok ekonomik olduğunu, ancak çatışmanın tırmanmasının ciddi riskler taşıdığını belirtiyor. Çünkü Çin’in ham petrol ithalatının yüzde 40’tan fazlası Orta Doğu’dan gelmektedir. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, savaşın başlamasından ateşkese kadar geçen süreçte 26 telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir. Özel temsilci Zhai Jun ise bölgede birçok aktörle temas kurmuştur. Ancak, Pekin, ABD ile İran arasında sağlanan iki haftalık ateşkesteki rolünü düşük profilde tutmayı tercih etmiştir. Uzmanlara göre, Çin, “barışı destekleyen ama barışın garantörü olmayan” bir pozisyonda kalmayı hedefliyor.
Çin, İran ile Körfez ülkeleri arasındaki dengeyi sağlamak için hassas bir politika izlerken, savaş sonrası döneme de hazırlık yapıyor. Analistlere göre, Çin’in hedefi, savaş sona erdiğinde Körfez’in her iki tarafında da güçlü bir konum elde etmek.
GİZLİ DESTEK İDDİALARI Batı medyasında yer alan bazı iddialar, Çin’in perde arkasında İran’a askeri destek sağlayabileceğini öne sürüyor. CNN, Pekin’in İran’a taşınabilir hava savunma sistemleri göndermeye hazırlandığını bildirirken, Financial Times, İran’ın Çin yapımı bir casus uyduyu ABD üslerini hedef almak için kullandığını iddia ediyor. Ancak uzmanlar, Çin’in ABD ile ilişkilerini riske sokacak ‘açık ve kontrolsüz’ adımlar atmaktan kaçınacağını öngörüyor. Tüm bu durum, Çin’in Orta Doğu’daki krizleri doğrudan yöneten değil, yönlendiren ve fırsata çeviren bir aktör olarak hareket ettiğini gösteriyor.