Depremin şiddetini bırakın dayanıklı evler inşa edin!

Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından düzenlenen “Afetler Öncesi Mühendislik Hizmetleri Çalıştayı” için deprem uzmanı Prof. Dr. Naci Görür de Ankara geldi. Yakın dostları ve öğrencileri, Jeoloji Mühendisler Odası Başkanı Hüseyin Alan, ODTÜ Jeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Erdin Bozkurt, Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bora Rojay, maden firması genel müdürü Mehmet Yılmaz, sanayici İlhan Usanmaz, Tarık Usanmaz ve Düzgün Esina’yla çalıştay sonrası bir araya geldi. Konu yine deprem, ülkemizin ekonomik durumu ve bağımsızlığımızla ilgiliydi.

Kahramanmaraş merkezli depremin aynı zamanda önemli bir ekonomik felaket olduğunu, benzer bir depremin İstanbul’da yaşanması halinde bunun bağımsızlığımızla da doğrudan ilgili olacağını belirten Prof. Dr. Naci Görür, SÖZCÜ’nün sorularını şöyle cevapladı:

15 YILDA BELİNİ DOĞRULTAMAZ

“Depremin vurduğu 11 ilin hepsi aynı derecede olmamakla beraber diyelim ki Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Kahramanmaraş yörelerini düşünürsek ekonomi, yani üretim durdu. Oradaki iş adamları, ‘Biz, 15 senede eski duruma gelemeyiz’ diyorlar. Aynı zamanda bu üreticiler pazarı, müşteriyi kaybettiler, rekabet güçleri bitti. 15 sene demek daha bir 15 sene geçecek, 30 sene dünya pazarlarından uzak kalacak. Dolayısıyla pazardan silindi demektir.

Şimdi bir de daha şu anda Güneydoğu depreminin ekonomik krizi Türkiye’yi vurmadı. Çünkü her depremden sonra ekonomik krizler patlar. Yani Türkiye’de hani şu anda diyoruz ya ekonomik kriz var ekonomik sorunlar var. Daha Güneydoğu’nun, tüm Türkiye’nin üzerine gelmedi. Bunlar iki şekilde gelecek.

Direkt depremle ilgili 11 il Anadolu Aslanlarıydı. En fazla üretimin, ihracatın yapıldığı bir yerdi. Şimdi sıfırlandı, her şeyiyle durdu. Onun Türkiye’ye geri teptireceği ekonomik krizler olacak. Şimdi orada iş yok, üretim yok. Millet işi nereden bulacak? O gençler, o insanlar ne yapacak, ne edecek?

BAĞIMSIZLIKLAR DA KALMAZ

Bu durum ülkeye de yansıyacak. Çünkü Türkiye parayı gönderip oradaki sorunu çözecek durumda değil. Bence o kriz daha derinleşecek. Bazıları ‘Komplo Teorisi’ diyebilirler ama ben bu konuyu herkesle tartışmaya hazırım. Marmara’da beklenen deprem gelirse ve daha bu Güneydoğu depremlerinin etkisi büyük ölçüde ortadan kaldırılamamışsa, Türkiye’nin kesinlikle ekonomik bağımsızlığı kalkar, siyasi bağımsızlığı da kalmaz.

Neden? Çünkü Marmara Bölgesi Türkiye’deki gayri safi milli hasılanın yüzde 60’ına denk. Şimdi Marmara Bölgesi’nde meydana gelen deprem bu 11 ilin depremdeki zafiyetinden, zararından çok daha fazla olacak. Çünkü İstanbul’da yoğunluk, nüfus fazla. Bir de yapı stoku yoğunluğu fazla. Gecekondu yüzde 60 düzeyinde. Türkiye sanayinin can damarı bu bölgede.

Şimdi böyle bir deprem olduğu zaman İstanbul, ekonomik olarak Marmara Bölgesi diz çökecek ama Türkiye de ekonomik olarak tamamen bitecek. O zaman ben iddia ediyorum ki Türkiye’nin bağımsızlığı da tartışmalı hale gelecek.

Türkiye, aklını başına toplamazsa 2050 yılına kadar bağımsız bir devlet olarak çıkamaz. Bu konuyu ekonomistlerle de konuşuyorum. Cumhurbaşkanı da aynen şöyle dedi: ‘Bana gelip dediler ki IMF bizden 5 milyar dolar borç istiyor. Ben de ‘verin’ dedim. ‘Bugün borç alan yarın talimat alır’ dedim. O zaman Türkiye’nin geleceğini söylüyor. Sen Marmara Bölgesi’nde o darbeyi yedikten sonra zaten Türkiye’nin ayakta kalması mümkün değil. Borç alan demek ki talimat alacak, bu iş bitecek.

İSTANBUL’U BİZE BIRAKMAZLAR

İstanbul o kadar büyük bir darbe yerse zaten İstanbul’u, o bölgeyi bize bırakmazlar. Yani ‘insanlık kültürü’ diye ayağını attı mı borçlu, harçlı, IMF’ydi, şuydu, buydu, bitti… Siyasiler halen bunların farkında değil. PKK, Kılıçdaroğlu’na arkada alkış çalıyormuş, yok böyle diyormuş. Abuk subuk şeyler konuşuyorlar. Koca koca devlet adamlarının konuşmalarını görüyor musunuz?

Hele bir genel başkanın konuşmaları tam mizah gibi. İnsan gülsün mü, ağlasın mı? Hayret devletin sorunlarını bunlar hala anlamayacak kadar acizler. Yalan dolanla bu işler olmaz. Onun gözünü boya, bunun gözünü boya böyle bir devlet olur mu? Bu asrın sonuna biz nasıl gideceğiz? Yeni sorunlar gelecek. İklim krizi vuracak, bir taraftan her an deprem vurabilir.

Türkiye’de boyuna soruyorlar ‘Hocam bizim orada hangi fay kırıldı?’ Hoca hangisini söylesin? Türkiye’nin her tarafı fay. Bugün o fay kırılmasa sen sevinecek misin? ‘Oh be, biz rahatladık’ diyeceksin. Ne fark eder? Öbür tarafta senin insanların ölecek yani.

Türkiye’de bu fayların ne zaman deprem üretecekleri bunların, tekerrür periyotuna bağlı ama bu periyotlar da değişiyor. Büyük depremler geliyor. Örneğin oradaki o stres, birikimini değiştiriyor. Sonra ne fark eder ki biz jeolog mu olacağız bu ülkeye?

Deprem ülkesiyiz. Bir gün kalkacağız canlarımız ölmüş. 30 bin kişi ölmüş, 100 bin kişi ölmüş. Bizim artık bu asırda deprem nerede olacak, nasıl olacak, kaç büyüklükte olacağı bırakıp depremde yıkılmayacak yerleşim alanlarını oluşturmalıyız. Devletin buna eğilmesi lazım.

Bizim devletimizde ‘Deprem Allah’tan geliyor. Hele bir gelsin, Allah büyüktür. Biz gider o zaman çorba veririz, çay veririz’ der ve bu işleri yapmaya çalışır. Malatya Belediye Başkanı, ‘İnsanlar azdığı için depremde öldüler’ diyor. Ne diyeceksiniz?”

110  KİLOMETRELİK FAY…

Prof. Dr. Naci Görür, İstanbul’da yaptıkları bir araştırmada orta Marmara çukurluğu yani Silivri açıklarıyla Tekirdağ arasındaki kesimin kırılmış olabileceğini düşündüklerini kaydederek “Ama Celal Şengör ile Xavire Le Pichon bizimle aynı görüşte değil. ‘Orası halen daha kırılabilir’ diyorlar. Biz onu ‘1912’de Şarköy depreminde kırılmıştır’ diye bir yorumladık. Denizaltı çekimlerinde yeni kırık gözüküyor. 1912’de olsa üzeri kapanır,  bir şeyler olurdu. Çoğumuz 1912’de kırıldığı görüşündeyiz. Şarköy depremi gelmiş orta Marmara sırtına kadar. Diğer yer adalar fayı. Kumburgaz fayı 65 km, Adalar fayı 45 km. Demek ki 110 kilometrelik bir fay kırılmaya hazır” dedi. Naci Görür açıklamasını şöyle sürdürdü:

ÖPÜP BAŞINA KOY

“Adalar fayı 6, öbürü 7.2 mertebesinde olur. Siyasiler bunu korkularından yalan yanlış düzelttiler. İstanbul’da yüzde 60’tan fazla yapı stoku mühendislik hizmeti görmemiş, tamamen kaçak göçek, gecekondu usulüyle yapılmış. Ne demek yüzde 60? KİPTAŞ Genel Müdürü bana, ‘Yüzde 65 olsun hocam, öpüp başına koy’ diyor. Yüzde 70’ten fazla bina İstanbul’da depreme dayanamaz. Şimdi böyle bir durum var. Yoğunluk çok fazla. Şu anda iki tane araba park etmişler, giremiyorsun oralara. Bir de bu işin acil müdahale durumu var.

ANLASALAR GECELERİ UYUYAMAZLAR

Bizim devlet büyükleri bunu anlasalar gece yatamazlar. Şu anda da umurlarında değil. Hâlâ orada ev yapacağız reklam mahiyetinde, güya İstanbul’u depreme hazırlıyorlar. Kardeşim seferberlik havasında son derece ciddi bu işi yapman lazım. ‘Ona şey satacağız, buna şey satacağız’ diye böyle oyalama olmaz.

Cumhurbaşkanı demedi mi ‘500 tane 500 bin konut yapacağım satacağım’ diye. Aziz milletle koştu kuyruğa girdi. Onu söylediğim zaman bir tek ben karşı çıktım. İstanbul’da insanların ölümü beklediği binlerce bina var. Her an depremde, göçük altında kalacak insanlar. Sen burada yeni bina yapıp satmaktan bahsediyorsun. İnanamıyorum ben bu topluma. Toplum istemedi mi devlet, hükümet çözmez. Vatandaş can güvenliğini istemezse devlet niye başını belaya soksun hükümet girsin?

CESETLER SOĞUMADAN…

Parti mitinglerinde bin-iki bin kişi pankart kaldırıp ‘Deprem dirençli yapı istiyoruz’ demeliydi. Her ilde böyle kaldırılsaydı inanılmaz bir farkındalık olurdu. Bir kişi bile cesetleri daha soğumamışken depremle ilgili bir şey yapmıyor, talepte bulunmuyor.”

Sohbetimizin sonuna doğru Naci Hocanın son sözleri de şöyle oldu: Bu ülkenin e önemli beka sorunu deprem. Çünkü, bu insanların yaşam hakkıyla ilgili. Depremle ekonomi de bağımsızlık da gidiyor ama kimsenin umurunda değil.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir